Boris Gelfand: Işıldayan Gözlerle (Bölüm 2)

 

Boris Gelfand:

Işıldayan Gözlerle

(Bölüm 2)

 

Metin: Vlad Tkachiev
Fotoğraf: Irina Stepaniuk

GELECEĞE DAİR

Bu kadar uzun bir süre motivasyon olarak üst düzeyde kalmayı nasıl becerdin? Üstelik bu kariyerindeki, daha önce konuştuğumuz dalgalanmalara karşı olan bir şey...

- Mmmm... Bilemiyorum, bu içimdeki bir şey benim.

Belki de babam yüzünden, her ne yaparsa yapsın, hep ışıldayan gözlerle yaptı, gerçekleştirdiklerini.

Yan, ben de aynısını yapıyorum, örneğin, Eğer bir futbol takımını desteklersem, bir fanatik olarak desteklerim. Okursam, okuduğum şeyin içine girer okurum.

Peki, Carlsen, Caruna ve Aronian gibi, 'neo-practical (yeni-pratikçi)' grubun, elde ettiği inanılmaz sonuçlar hakkında ne düşünüyorsun? Yıllar önce, Carlsen'in basit konumlardaki oyun tarzını, iyi zamanlarında Karpov'un uslübüne benzetiyorduk.

- Carlsen'den söz ediyorsak, çok istisnai bir kalitesi olduğunu, bunun da doğallığından geldiğini söylemek gerekir. Örneğin, taşlara ilişkin hissetme, azim ve motivasyon gibi...

Bana öyle geliyor ki, sadece satrançta değil, genelde ratingin  çok önemli olduğu bir kuşakla karşı karşıyayız. Çok rating alan filimleri ve çok rating alan kitapları okuyorlar. 

Daha önce Kasparov tarafından kırılan rating rekorunu geçebilme tutkusu, Carlsen'e, oynadığı her oyunu sonuna kadar en yüksek eforla oynama azmini veriyor. 

Peki, saf satranca baktığımız zaman görebileceğimiz başka üstünlükleri var mı Carlsen'in?

- Çok sayıda, en özel yeteneği de inanılmaz savunma gücünde. Tüm bunların yanında, kendisine olan inanılmaz inancı, onu Karpov'a benzer, ama bilgisayar düzeyine yükselten bir duruma getiriyor. 

Ayrıca, açılışları da, Karpov'un en iyi zamanlarında olduğu kadar iyi değil üstelik.

- Yani, en iyi yıllarında, Karpov'un arkasında çalışan tam bir takım vardı. 

Carlsen'i, kendi takımını kurma konusunda kimse durdurmuyor ki...

- Ama oyunlarını göz önüne alarak kurmadı. Ayrıca, arkasında bir takım olmasının üstüne, açılışlarını Karpov'a veren; Furman, Razuvaev, v.b.gibi kişiler vardı - ki bu kişiler hangi noktada derine ineceklerini, neyin Karpov'a uygun olacağını belirlemek gibi, fantastik bir anlayışa sahiptiler. Karpov, Dünya Şampiyonu olduğunda, açılış dağarcığının, oyun tarzına uyumu neredeyse ideale yakın üst düzeydeydi. Karşılaştırma yaparsak,, Carlsen'in bir açılış dağarcığı olduğunu söylemek bile çok zor. 

Peki, ya Caruana?

- Kendisiyle son olarak Wijk aan Zee'de oynadım, üstelik bu, büyük sıçrama yapmasının ardındandı, bu nedenle ona ilişkin tam bir özet çıkartmam çok kolay değil. Bana göre, inanılmaz bir konsantrasyon yeteneği var. Sürekli, varyantları da hesaplıyor, sanki bir bilgisayar gibi, üstelik bunu geliştirilmiş bir işlemciyle yapıyormuş gibi tıpkı.. Gerçekten çok fazla fikrim yok... 

İnanılmaz bir öz güveni var, oynarken bunu hissedebiliyorsun.

Ama bu tek başına aldığı sonuçları açıklamaya yetmiyor. 

- Bence biraz beklemeliyiz, ben ilk yılda bu tür fenomenleri çok gördüm ama, bunun sürekli olup olmayacağıne ilişkin her şey ikinci yılda ortaya çıkıyor. yerine oturmaya başlıyor. Carlsen'in kendisi, Caruana'yı geçen yıl Biel'de büyük bir sıkıntı çekmeden yendiğini, ama, Wijk aan Zee'de birlikte birinci olurken gördüğü Caruana'nın tamamen farklı birisi olduğunu, bana bizzat söylemişti. Tabii, çok yoğun çalışıyor ve müthiş bir motivasyonu var. Ama büyük bir sporcu mu yoksa, sadece güçlü bir sporcu mu olacağı sorusunun yanıtı için biraz zamana ihtiyaç var.

Peki, Levon?

- En dikkat çekici sporcu şu anda, gerek açılışlara gerekse oyun ortasına yönelik özgün fikirler bulma konusunda üst düzey yaratıcılığı var. Bence şu anda bir numara. Dürüstçe söylemek gerekirse, günümüz basının Aronian yerine Carlsen'in hayranı olması benim için çok şaşırtıcı.

Ama, bu hayran kitlesinin, Batılı bir sporcunun etrafında olmasının nedenini, aslında yıllardır süren Sovyet ekolü ve hegomanyasından bu kişilerin bıkmasıyla açıklamak mümkün sanki.

- Evet, gerçekten de batı basını genelde böyle. Bir reaksiyon olarak, İngilizce konuşan bir topluluk olarak, biriken bir reaksiyonun sonucu bu durum. 

Yakın süre önce, Kasparov'un 'Yetmişlerde Devrim' inde söz ettiği, Korçnoy'un başarısının uzun ömürlü olmasının nedenini, sürekli gençlerle çalışmasının sonucunda, genç kan takviyesine bağladığına dair, görüşünü okudum. Bu senin de formunun nedeni olabilir mi acaba?

- Evet, kesinlikle, sürekli kendimi yeniliyorum. Uzun süreli başarının nedeni, herşeyi bildiğinizi düşünmek değildir. Bunu, Korçnoy'dan öğrendim. Bu soruya iki önemli yanıt var: Birincisi, kişisel gelişim,  mükemmeliyetçilik ve 
bir kişinin zayıflığını ve hatalarını tekrarlamasının, bir şey bilmediğini anlamak olduğu.

İkincisi ise, genç sporcularla çalışmak ve yeni diyarları keşfetmek. Çoğu, benim uzun süreli dogmalarıma sadece gülüyorlar.  

Satranç bilgisiyarın etkisiyle değişiyor, ve eğer bu değişime ayak uydurmazsan, tarih yığınında bir kırıntı olarak kalırsın.

BİZ KİMİZ VE NİÇİN BURADAYIZ?

Maç sırasında, 'Bizler izleyicileri eğlendirmek için burada değiliz' şeklinde bir demeç vererek, fırtınalar yarattın. Bu tabiri caizse, 'Parlamento Tartışma yeri değildir' gibi basma kalıp bir söylem değil mi?

- Hayır hiç de değil.

Ama, bu cümlede entellektüel bir kabalık yok mu sence? Yoksa bir anda söylenmiş bir söz müydü bu?

- Evet, kesinlikle içinde biraz kabalık bulunan bir söylemdi. Ama zaten 12. oyun oynanıyordu ve gazetecilerin provakasyonu üzerine söylenmişti bu. Belki de artık buna tahammül edememiştim.

Gerçekten mi, 12. oyun muydu?

- 6. ya da 7. oyundu. Maç Websitesi, her gün yarım milyon ziyaretçi alıyordu, bu hergün 50.000 artıyordu. Ama blog yazan 5-6 kişi vardı ve bu kişiler, ya kötü bir ruh hali içinde olduklarından dolayı ya da yaşamlarında eksik hissetikleri bir şeyler olduğu için, her gün maçın ilgi çekmediğini ve çok sıkıcı olduğunu yazıyorlardı. Yani, her gün 50.000 yeni kişi bu maçı ilginç bulurken onlar böyle düşünmüyordu.

- Yani bir anlamda, polemik konusu olan bir durum, ama genel olarak baktığımızda, 21.YY konsepti bu bana göre. Kültürel bir kahraman, malesef şu anda yaşamıyor, bana, bir defasında, günümüz dünyasında değerli olan sadece iki şeyin olduğunu söylemişti - eğlendirmek ve eğlendirilmek. Bu sözümün amacı, dünyada başka kıymetli şeylerin de olduğunun mesajını verebilmekti. 

mesela?

- Çalışmak. Entellektüel güç, Başarmak, Arkadaşlar gibi . Bilemiyorum...

Bu problemin daha önceden de olduğunu, eski kuşakların, mesela Korçnoy ve Tal'in de, sadece Sovyet basınında değil, heryerde tartışıldığını anımsarsak, ne düşünüyorsun bu konuda? Ama şimdi, satranç, hava durumu ve bulmacalar ile rekabet etmek zorunda ve bir çok gazetede satranç köşesi bile yok.

- Evet ve hayır. Bu özel bir durum ama, mesela İsrail gazetelerinde, Anand ile olan maçım, Madonna'nın ziyaretinden daha çok yer buldu. Maç, birinci sayfada yer alırken, Madonna 10. sayfadaydı. Tabi bu milli bir meseleydi gazeteler için. Bu, küçük ülkemizin dünya düzeyinde önemli bir başarı almasının bir sembolü gibiydi. Ne istediğimizi bilmemiz ve anlamamız gerekiyor. Farklı konseptlerden birini de bu algılamadan sonra seçmemiz gerekiyor. Ama kimse hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu kesin bir dille söyleyemez. 

Ben ne istediğimi kesinlikle söyleyebilirim. Oynamaya başladığımda olduğu gibi, satrancın günlük yaşamda ayrıcalıklı bir yer almasını istiyorum. 

- Anlıyorum ama bu çok gerçekçi değil, çünkü, herşey ideolojik bir muhalefetle belirleniyor. Satranç, Avrupa'da ve ABD'de,1970li yıllarda Fischer'in yükselişiyle popüler hale geldi ve gelişti. 50'lilerde ve 60'larda ise, 80'li yıllara göre hiç bir şey değildi. Fischer'den sonra, Karpov ve Korçnoy arasında bir rekabet vardı ki, bu da tamamen ideolojik bir rekabetti.

Bizim artık kendimize ait yerimizi bulmamız gerekiyor. Pop kültüre bakarsak, satranç çok karmaşık görüldüğü için kaybeden durumunda oluyoruz ve asla bu düzeye de düşmemeliyiz. Ya da klasik müzikle eşlendiriliyoruz, yani dar bir kitle tarafından ilgilenilen, saygı duyulan bir uğraş. 

İkincisi, bana daha ümit veren bir yol gibi görünüyor. Özellikle, yarım milyara yakın çocuğun bu oyunu oynadığı düşünüldüğünde. Ardından televizyon var tabii, hangi kanalda satranç programı olmasını istersiniz? Ana kanalda mı, kültür kanalında mı, yoksa spor kanalında mı? Hepsi üç ayrı kitleye hitap eden 3 ayrı şey. Örneğin, Paris Grand Prix'si (1995 yılındakinden söz ediyor), EuroSport tarafından yayınlanmıştı. Ardından, kuşkusuz en önemli medya internet. Televizyon belirli sayıda ülkede belirli bir kitle tarafından izleniyor. Örneğin, Rusya'da TV'de yer alırsak, latin Amerika ülkelerinde izlenemeyiz. Internet en ideal ortam.  Satrançta yeteri kadar içeriğimiz var. Önemli olan, yorumcuların bizi değil, kulüp sporcularını, ya da yeni başlayıp henüz satranç oynamayan hayranlarımızı hedef seçmeleri kendilerine. Tüm bunları göz önüne aldığımızda, 30 oyundan 5'inin sıkıcı olduğunu söylemek, çok komik gerçekten. Demekki, 25 oyun ilginçmiş değil mi?

Dünya Şampiyonunun burda hangi rolü üstlenmesi gerekiyor sana göre?

- Hiç bir rolü!

Yani, teniste olduğu gibi çıkıp en iyi oyununu oynaması gerektiğini mi söylüyorsun?

- Evet çok iyi oynamalı. Yine hatırlamalıyız, yanlış anlaşılmak istemiyorum çünkü, Kasparov Dünya Şampiyonuydu. İnanılmaz bir yıldızdı. Ama bir yıl içinde sadece  üç turnuva vardı: Wijk aan Zee, Linares, ve altı ay sonra, Dortmund, tamamı buydu, başka bir turnuva yoktu. Ama şimdi, aynı hafta içinde bir kaç turnuva izliyebiliyoruz.

Internet yüzünden mi daha çok turnuva var şimdi?

- Bu yüzden ve kendi içimizde daha az çelişkilerimiz olduğu için.


Satranç, bu spora para koyan insanların zihninde, pozitif bir çağrışıma sahip.

Maçtan sonra, İsrail'de ulusal bir kahraman haline geldin. Duyduğuma göre, devlet bütçesinden, satrancın gelişimi için ciddi bir bütçe ayrıldı sırf bu yüzden. Bu konuda bize daha çok bilgi verebilir misin?

- Mükemmel bir soru. Bildiğim kadarıyla, bu kaynaklar, az gelişmiş illerde, satranç kulüplerinin gelişimine ayrılmış ve bu amaç için harcanacak.

Örneğin?

- İsrail'de, Tel Aviv, Haifa gibi büyük şehirler ile diğer şehirler arasında büyük farklılıklar bulunuyor. Dimona, Nitpe-Ramon, Maalod, bunlar küçük şehirler, düşük düzeyde iş olanağı ve kısıtlı imkanlar bulunuyor, bu şehirlerde. Geçen yıl,  bu durumda olan 9 şehirde, 'Okullarda Satranç' adı altında yeni bir proje başlatıldı. Projenin amacı, eğitimde satrancı kullanmaktı. Diğer seçenekler arasında, insanlar artık satrancı da seçebilecek ilk öğretimde bu proje çerçevesinde. Benim kızımın devam ettiği okulda, satranç zorunlu ders, benim kendi şehrimde de, kreşlerin %25'inde okutuluyor. Yakın süre içerisinde, Eğitim Bakanlığı bu projeye devam edip etmeme konusunda karar verecek. 

Arshak Petrosian bir defasında bana, Ermenistan'da satrancın ikinci sınıftan dördüncü sınıfa kadar zorunlu olduğunu söylemişti. Sanki bana bu, tüm ülkelerde geçerli olması gereken bir model gibi geliyor. Sen ne dersin?

- Katılıyorum, ama Ermenistan'da satranç milli bir oyun. Bunun en iyi kanıtı da, ülkenin Cumhurbaşkanının aynı zamanda federasyon başkanı olması.

Satranç, Rusya, Ukrayna ve İsrail'de de milli oyun ama...

Aynı boyutta deği! Ermenistan'da sokakta yürürken, bir yabancı olmanıza rağmen, insanlar sizi durdurup, 'Satranca nasıl başladın?', 'Morozevich'in durumu hakkında ne düşünüyorsun?', vb gibi sorular soruyorlar. Bu soruları herhangi bir Cafe'de duyabiliyorsun.

Yani tavuk yumurta hikayesi....

- Kesinlikle. Ama şimdi, Eilat'ta, sokakta soru sorulmadan yürüyemez hale geldim, herhangi bir köşede, ya da bir otobüs durağında, herkes beni tanıyordu.  Öyle bir ilgi var ki şu anda, bir üniversitede, satranç fakültesi açılması tartışılıyor, kamu oyunda. Özellikle, satrancın çocuk gelişimine etkisini ya da satranç oynayanların yaşlılıkta Alzheimer'a yakalanmaması üzerine bilimsel çalışmalar yapmak için.

GÜNLÜK YAŞAM

Boris Gelfand'ın sıradan bir günü nasıldır?

- Sabah saat 10.00'da kalkarım.

Turnuva sırasında daha erken mi kalkıyorsun?

- Yani, bir turnuva sırasında, amacım kahvaltıyı yakalamak oluyor. Eğer kahvaltı 11.00'e kadarsa, önce kahvaltı yapıyorum. Tabii turnuvalar sırasında, daha çok uykuya gereksinim oluyor, çünkü geceyi, hazırlık yapmak keskin devam yolları hazırlamak için harcıyorsun. Örneğin, Wijk aan Zee'de bunu yapmak çok kolay olmuyor, çünkü, tur 14.00'da başlıyor.

Tamam, peki turnuva olmadığında nasıl oluyor günün?

- Saat 10:00'da kalkıyorum, önce hafif spor yapıyorum,sonra kahvaltı, sonra yürüyüşe çıkıyorum. Bunlardan sonra, internete girip haberleri okuyorum.

Satranç Haberleri mi?

- Evet o da var ama günümüzde yeteri kadar haber yayınlanmıyor. Malesef, 20 dakikada tüm satranç haberlerini okuyabiliyorsun. Öğleden sonra bir saatte, satranç çalışmaya başlıyorum, bir kaç pozisyon çözmeye çalışıyorum.

Ne zaman açılış çalışıyorsun?

- Açılışları saat 3 gibi, Huzzman ve diğerleri geldiğinde çalışmaya başlıyorum. Ama bundan önce oyun bakıyorum, başkalarının ne oynadığını inceliyorum. Ardından bazı etütler ve pozisyonları inceliyorum.

Bunu her gün yapıyor musun?

- Evet, hemen her gün. Ben, bunun, kariyerimin uzun olmasının en önemli nedeni olduğunu düşünüyorum. Ardından, saat 3 gibi öğle yemeği yiyorum ve yemekten sonra, akşam yemeğine kadar, saat 8'e kadar çalışmaya devam ediyorum. Bütün bunlardan sonra, ya spor yapmak için spor merkezine gidiyorum (şu sıralar masa tenisi oynuyorum),  ya da yürüyüş yapıyorum, okuyorum ya da futbol maçı seyrediyorum,çocuklarımla zaman geçiriyorum. Ama bu her zaman böyle olmuyor tabii, 2 ve 4 yaşındaki çocuklarla her zaman bir standart yakalamak zor oluyor bu konularda. Ama genel olarak, çocuklarımla zaman geçiriyor, kitap okuyor sonra da uyuyorum. 

Ne zaman uyuyorsun?

- Genellikle saat 01.00'da. Ama bir turnuvadan sonraysa daha çok uykuya ihtiyacım oluyor.

Yani, senin hobilerin olarak, Müzik, futbol ve okumayı sayabiliriz, doğru mu?

- Evet.

Müzikte tercihin nedir, rock?

- Son yıllarda, daha çok klasik müzik dinlemeyi tercih ediyorum ve konserlere gidiyorum.

Özelikle hangi klasik müzik?

- Klasik müzikte, belirli bir isim sayamam, ama konserlere gitmeyi çok seviyorum. Konser salonlarının ambiyansını çok seviyorum, ama evde klasik müzik dinlemiyorum. Aronian, bana bazı cazz CD'leri verdi, şu sıralar onara takılıyorum.

Okuduğun, senin için favori olan, kitapların isimlerini söyleyebilir misin bize?

- Çok zor, ama, Savaş ve Barış gibi eserleri çok sevmediğimi söyleyebilirim. Daha kısa hikayeleri tercih ediyorum ben - Somerset Maugham, Akutagawa, Chekhov gibi yazarların eserleri mesela. Yakın sıralarda, kapı gibi bir yazarın, Kawabata'nın hayranı olduğumu söyleyebilirim.

Ben, onun, "Go Ustası - 'Master of Go' " kitabını okumuştum.

- Tam da bizi anlatıyor değil mi? "Taş dağlar - The stone mountains", yine harika bir kitap. Benim sorunum, Japon kültürü konusunda çok az bilgim olması. Kawabata'nın eserlerinin, anladığımdan çok daha derinlere indiğine eminim. Örneğin, 'Kiraz'ın çiçek açması' nın anlamının, Japonlar için bizden çok daha farklı olduğunu düşünüyorum. Neyse, ardından, Latin Amerikan yazarları geliyor, tercihlerim arasında. Örneğin, Nobel ödüllü yazar  Vargas Lhosa'nın, "Julia Teyze" si (özgün adı: 'Aunt Julia and the Scriptwriter'). Bana göre, Nobel ödüllü yazarlar arasında, eserlerini, herkesin okuyabileceği tek yazar o. 

Peki, düz yazı türünde çağdaş yazarlar arasında favorin kim?

- Rus yazarlar arasında, Pelevin, onun son eserleri.

Sanki bir satranç yazarı gibi o, büyük ustaların çoğu onun eserlerini çok seviyor.

- Yani, Makanin birinci kategori düzeyinde bir sporcu, satrancın unsurlarını tüm kitaplarında görebiliyorsunuz. Çağdaş Avrupa'lı yazarlara gelince, hepsinden bir kitap okuduğumu söyleyebilirim, ama kitap ismi anımsamam çok zor.

Belki Wellbeck?

- Onu okumak üzereyim, şu günlerde kitabı masamın üstünde duruyor okunmak için.

Filim izlemekten hoşlanıyor musun?

- Hayır! Nedenini söyleyebilirim: Satranç, öyle bir konsantrasyon istiyor ki, başka bir şeye bir buçuk süreyle dikkat vermem mümkün değil!

Karmaşık şeyleri takip edemiyor musun?

- Tamamen doğru. Hoş olmayan bir his bu, aptal gibi oturup, bir senaristin ya da bir yönetmenin hayallerini, görselliğe döktüğü ve kendisi için önemli olan bir şeyi kodladığı bir filmi izlemek.

Yemek tercihlerin?

- Оhh! Mükemmel bir soru! Balık yemeyi, ete tercih ederim.

Özellikle, Beyaz Rusya'dan olmana rağmen?

- Oradan, patates aşkımı aldım. Garip bir şekilde, İtalyan ve Akdeniz mutfağını da çok seviyorum. Japan mutfağını da severim.

İçki? Alkol içer misin?

- Çok nadir, özel bir durum varsa belki, sadece çok iyi bir şarap olursa.

Hiç sarhoş oldun mu?

- Bir kaç kez, ama hala kendimi kontrol etmeyi becerebiliyorum. Bir kaç kez bunu başaramadım ama, Evgeny Bareev beni kurtardı kötü durumlardan. Alkolsüz içeceklere gelince, Nar suyunu çok seviyorum, Eliat'ta bağımlısı oldum diyebilirim.